“Akif ve Safahat pusulamız olmaya devam edecektir”

Akif’in ve Safat’ın toplumumuz için bir değer olduğuna dikkat çeken Pekince, “O, büyük milletin ruhunu oluşturan tüm unsurları perde perde anlatmıştır. Mehmet Akif ve Safahat, bu anlamda asıl pusulalarımızdan biri olmaya devam edecektir.” dedi.  Pekince, geçmişteki ateş ve toprak medeniyetleri konus...

 

Akif’in ve Safat’ın toplumumuz için bir değer olduğuna dikkat çeken Pekince, “O, büyük milletin ruhunu oluşturan tüm unsurları perde perde anlatmıştır. Mehmet Akif ve Safahat, bu anlamda asıl pusulalarımızdan biri olmaya devam edecektir.” dedi. 

Pekince, geçmişteki ateş ve toprak medeniyetleri konusunda bilgiler vererek bu medeniyetlerin kültürümüze bıraktığı izlerin çok iyi anlaşılması gerektiğine değinerek şunları söyledi:

“Ateş’in ve ”Toprak’ın mücadelesi yıllardır sürmektedir. Elbette bu mücadelenin her zaman güçlü anlatıcıları olmuştur. Bunlar, dikkatle bakıldığında batının ve doğunun söz ustalarıdır. Edebiyat, işte bu anlatımlarda gerçek ile kurgusalı daha alıcı hâle getirerek tarihteki yerini almış ve bu alanda emek vermiş birçok edebiyatçıyı da var etmiştir.

Savaş sahnelerinin bizdeki en önemli anlatıcısı olan Akif, aynı zamanda Türk edebiyatının kalemi en güçlü şairlerindendir. Koskoca bir geleneğin hakkıyla devam ettiricisi olan Akif, teknik olarak şiirden hiç ödün vermeden onu, hikâye etmeye de yaklaştırmış ve bu alanda çok önemli eserler vermiştir. Manzum hikâye dediğimiz tür değil burada kastedilen, yoksa bu alanda da Akif’in çok önemli örnekleri vardır. Safahat’taki ”Seyfi Baba” buna örnektir. Buradaki asıl yenilik Çanakkale şehitleri ve İstiklâl Marşı örneklerinde olduğu gibi şiir ile hikâye edilenin iç içe girdiği anlatılardır.

Akif bunların dışında divan şiirine hem anlam hem de şekil olarak da çok hizmet etmiştir. Bu perspektiften baktığımızda büyük şairi mükemmel şiirlerinin yanında bir manzum kurucusu olarak da görebiliriz. Safahat, şiirleri yanında manzum hikâyeleriyle de Akif’in âdeta ” Divan” ı gibidir.    

”Ateş medeniyeti”, ”Toprak medeniyeti” nedir?   Nereden geliyor bu isimler? 

Prof. Dr. Nurullah Genç, ”Ateş’i ve ”Toprak’ı anlatmaya başlarken, ”Hafızamıza kodlanmış bilgileri sarsmak istiyorum.” diyerek sorgulamaya başlıyor. “Sanatın hayata nasıl tesir ettiğini anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar zihinsel bir kuşatma altında. Bu en çok sanatla yapılıyor. Ekonomi ile yapılmaya çalışılıyor. Bizi modern kavramı ile köleleştirmek istiyorlar. Bizim medeniyet anlayışımız iyiliğe doğru gitmektir. Sanatla insan bir şeyleri bina etmeye çalışır. Toprak medeniyeti tevazu medeniyetidir. Ateş medeniyetinde ise şeytanda olduğu gibi kibir vardır. İlahi kitaplarda Âdem kıssasında anlatıldığı gibi insanın var oluş macerası anlatılmaktadır. Şeytan ile Hz. Adem’in mücadelesini anladığımızda günümüzdeki medeniyet mücadelesini de anlamış oluruz” diye devam ediyor Genç.

Sinema ve romanın insan hayatı üzerinde etkilerinin çok fazla olduğuna dikkat çeken Genç; “Ateş medeniyetinin esası güç ve üstünlüğe dayalıdır. Çocuklarınıza ateş ve toprak medeniyetini kodlayın. Sanat insanı yönlendirip değiştiriyor. Zihinsel olarak esir edecek noktaya getiriyorlar, sesimiz çıkmıyor. Şirk, hayatımızın her noktasına girdi. Paganizm, Tanrı’yı nesnelerde aramaktır. Bu, en büyük şirktir. Şirk hayatımızın her noktasına girdi. Allah’a bilmeden ortak koşuyoruz. Çiçek florası dediğimiz flora mitolojide Çiçek Tanrı’sıdır. İngilizler, Aristo mantığını yaydı. Aristo mantığı paganist bir mantıktır. Bu mantıkta Tanrı tabiatın içinde bir cevher olarak tanımlanır. Oysa yaratan Allah’tır, tabiat var edemez. Aristo metodolojisi sanat ve edebiyat dünyasına yansımıştır.”

“Pagan kültürü ve mantığı ile dünyayı tasarlıyorlar. İnsanı Allah’a secde etmek yerine başka şeylere secde etmeye yönlendiriyorlar. Kul hakkı ve şirkin affı yok. Amerikan filmlerinde kodlamalar yapılıyor. Bütün dünyada deizm ve ateizmin artmasının sebebi Hollywood filmlerinde olan şirk içerikli kodlamalar. Filmlerle gençler mankurtlaştırılıyor. Pagan kültürünü hâkim kılma mücadelesini ateş medeniyeti etkin bir şekilde yapıyor” diyerek sözlerini tamamlıyor Genç.

Bu sorgulamalara neden ihtiyacımız vardı?  

Pagan kültürünü anlamadan, ateş medeniyetini anlamadan Akif’i ya da toprak medeniyetini anlamamız pek de mümkün değildir. Bir tarafta inancın mücadelesi, bir tarafta şirk ve onun çeşitli meydan okumaları. Haçlı seferlerinden başlayarak perde perde bu medeniyeti anlamak, batıyı ve onun özünü oluşturan ritüelleri doğru okuyabilmek meseleye daha yakından bakmayı gerektiriyor. Akif’in dünya görüşünde ”Ateş”, yavaş yavaş yaklaşır; farkına vardığınızda çoktan yakmıştır bile.  Ateş medeniyeti o kadar farklı makyajlarla kendini kamufle eder ki başlangıçta çok sevimlidir, her türlü yalan, dalavere mubahtır. Oysa gerçek Akif’te çoktan tanımlanmıştır;

”Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” 

Bugün de özellikle yakın tarihte Bosna dramında canavar kendini bir kez daha göstermiş, Ateş medeniyetinin adına ne derse desin- masallarına- tam tersi olaylar cereyan etmiştir. Bir halk yok sayılmış, yok edilmeye çalışılmıştır. Tarihin en kirli, en çirkin olayları, güya tüm batının yüz karası olarak gördüğü tüm ”Alt” vukuatları Bosna’da bir kez daha hortlamıştır. Akif, işte bu öze dikkat çekerek tüm ”Toprak” medeniyetini uyanık olmaya davet etmiştir. 

”Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer… ” dizesi aslında nasıl bir kumpasın içinde olduğumuzu gözler önüne sermektedir. Bir başka örnek de Çanakkale’dir. Çanakkale Savaşı, yıllar önce verilmiş bir hürriyet mücadelesidir. Tüm mekânları ve karakterleriyle insanlık tarihinin en gerçek, ”Ölüm” ve ”Savaş” tablosudur. Çanakkale; ölümün bu kadar yaşamla iç içe girdiği savaşın adıdır. 

Bu toprakları ziyaret eden birçok batılı şunu anlıyor ki, ”Toprak” anlatıları gerçeğin ta kendisidir. Uzaklardan gelen Anzaklar, diğer Afrika ulusları hatta genç İngilizler, İtalyanlar…  mâsum olana daha yakından tanık oluyorlar ve atalarının yalanlarına şehadet ediyorlar.

 

Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz…

Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Akif’in betimlemesi, ateş medeniyetinin  haçlı seferinden başka ne olabilir? Yakın tarihe baktığımızda Bosna katliamı bir haçlı seferi değil midir?  Zaman ilerlemiş, şartlar değişmiş ama aslında ”Ateş Medeniyeti” çok fazla değişmemiştir; 

”Maske yırtılmasa hâlâ bize afetti o yüz…

Medeniyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz.”

Daha nasıl anlatılsın ki…  

Aslında iki başucu şiirini; yurdun dağına taşına, insanlarımızın düşünce yapısına her yere kazımamız gerekir. Bunlar; İstiklâl Marşı ve Çanakkale şehitleridir. Bu iki şaheser sadece birer şiir değildir; bu toplumu en iyi anlatan onun tarihselliğini, kahramanlığını ve aslında karakterini en iyi okuyan ve sergileyen söz anıtlarıdır. 

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

İstiklâl Marşımızdan alınan bu iki dörtlükte Âkif’i anlamak; onun derinlerine inmek, inancı ve şirki tahlil edebilmek biraz daha kolaylaşıyor. Şair, ”Hak” olarak ona tapan, ilmini ondan alan medeniyete işaret ederken yani ”Toprak”ı kodlarken inancın var oluşunu, yenilmeyeceğini vurgular.

Akif, Türk edebiyatının belki de en büyük şairidir; tarihte iz bırakmış, bu milletin hafızasını en saf şekilde anlatmış, bu büyük ve asil milletin karakter tahlilini yapmıştır.

Bu milletin özellikle öğrenme çağında olan fertlerine bu büyük şair hakkıyla anlatılmalıdır; en doğru, riyasız, abartısız olarak bu necip milletin karakteriyle karşılaşacak olan kişi kim olduğunu bir kez daha hatırlayacaktır. O, büyük milletin ruhunu oluşturan tüm unsurları perde perde anlatmıştır. Mehmet Akif ve Safahat, bu anlamda asıl pusulalarımızdan biri olmaya devam edecektir.”

Medektif

26 Haz 2022 - 05:33 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Turkuaz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Turkuaz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Turkuaz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Turkuaz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.


Türkiye Haberi